-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Genç Akçakoca İletişim Derneği (GAİD), 28 Şubat 2010 Pazar Günü, Gençlik ve Sivil Toplum Konferansı düzenledi.
Konferansta Türkiye Gençlik Federasyonu (Türkiye Gençlik) Genel Başkanı Rıza Sümer, “Gençlik ve Gönüllülük”, Federasyon Genel Sekreter Yardımcısı Seyit Tosun “Gençlik ve Siyaset”, GAİD Kurucu Başkanı Ümit Dursun Şenbaş ile Başkan Yardımcısı Nida Koçak “Avrupa Birliği Gençlik Projeleri” konusunu işlediler.


Konferans öncesi Dernek Başkanı Muhammet Furkan Genç, konuklara hoşgeldinizi diyerek çalışmalar hakkında bilgi verdi. Konferansta Pınar Yılmaz da, GAİD’i tanıtan bir sunum yaptı.
Konferansa, İl Genel Meclisi Akçakoca üyesi İbrahim Bilgin, Demokratik Sol Parti (DSP) İlçe Başkanı Ahmet Keleş, TRT ve Anadolu Ajansı Akçakoca Muhabiri Özdal Alas, Doğan Haber Ajansı (DHA) Akçakoca Muhabiri Ayşenur Yaman, Düzce Kent Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Cihat Tutkun, GAİD’in önceki Başkanı İbrahim Öztaş, GAİD Kurucu üyeleri ve Türkiye Gençlik Federasyonu’ndan Hatice Şahin ve Fatih Özdemir konferansa katıldılar.
Federasyon temsilcileri ve GAİD üyelerine 27 Şubat Cumartesi akşamı Mithat Özcan ve Veysel Şenbaş Akçakoca’nın Tahirli Köyünde bir akşam yemeği verdiler.


Konferansın düzenlenmesine, Akçakoca Kaymakamı Mehmet Ünal ve Akçakoca Belediye Başkanı Fikret Albayrak destek sağladılar.
 

Türkiye’yi Evi, Üstünde Yaşayanları
Ailesinden Sayanların Hazırladığı Proje..

İNSAN HAKLARINA UYGUN, DEMOKRATİK ORTAMLARDA,
ÖRGÜTLÜ, FARKLILIKLARLA BİRLİKTE, YÜZYÜZE,
TEMİZ VE YEŞİL BİR ÇEVREDE YAŞAMAK İÇIN: ŞİDDETSİZ…

Türkiye Gençlik Federasyonu’nun daveti üzerine oluşturulan ve 2007 yılının ortalarından beri gönüllü olarak çalışan Şiddetsiz Girişimi, 2009 yılı sonlarında “İnsan Haklarına Uygun, Demokratik Ortamlarda, Örgütlü, Farklılıklarla Birlikte, Yüzyüze, Temiz ve Yeşil Bir Çevrede Yaşamak İçin: Şiddetsiz” adı ile bir proje hazırladı.
Türkiye Gençlik Federasyonu, tüm gençlik derneklerine, yörelerinde bu projenin tümünü veya bir kısım hedef ve etkinliklerini, ilgili kamu yönetimleri, üniversiteler ve yerel yönetimlerle işbirliği halinde uygulamaları önerisinde bulundu.
Şiddete Karşı Konser
Girişimde yer alan kuruluşların temsilcileri, projenin amaç, hedef ve etkinliklerine uygun olarak, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünce yürütülen Gençlik Haftası kapsamında veya uygun bulunacak tarihlerde, Ankara’da ve diğer illerde Şiddete karşı konser düzenlenmesini önerdiler.
Konser, stand, fotoğraf ve resim sergileri, açık oturum, anket, çevreye, hayvana ve insana yönelik şiddete karşı destek isteyen imza kampanyası, yakalara mavi kurdele ve temiz çevre kartı takma gibi etkinliklerle zenginleştirilebilecek.
Konser alanında, kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, projede yer alan sivil toplum kuruluşları (gönüllü kuruluşlar), dernekler, federasyonlar, konfederasyonlar, sendikalar, meslek örgütleri, vakıflar, öğrenci konseyleri ve toplulukları stand açabilecek, şiddete karşı düzenlenecek etkinliklerde yer alabilecekler. Bunun için hiçbir ücret ödenmeyecek.
Projenin bazı bölümleri şöyle.
Projenin Amacı
Projenin amacı; Çocukların ve gençlerin yürüteceği bir süreçte, temiz, yeşil ve şiddetsiz bir Türkiye için; tüm kamu yönetimlerinin, hükümetdışı kuruluşların ve halkın bilgi, ilgi ve duyarlılığını artırmak, bu kesimler arasında iletişim ve işbirliğini geliştirmek, insan haklarının korunmasına, demokrasinin geliştirilmesine, yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası etkinliklerin daha çok üretilmesine katkı koymak, hayvana, doğaya ve insana karşı yapılan şiddete şiddetsiz yöntemlerle karşı çıkmak, şiddetsiz yaşamak ve yaşatmak için gösterilen çabalara yeni anlayışlar ve örgütlü güçler katarak, süreci yönetecek ve toplumu olumlu etkileyecek olanları yetiştirmektir.
Projenin Hedefleri
Projenin hedefleri şöyle belirlenmiştir.
1-Yerel ve ulusal tüm gönüllü kuruluşların ana tüzüklerine, çalışma konuları ile ilgili olarak,“İnsana, hayvana ve çevreye karşı şiddetin engellenmesine, insan haklarının korunmasına ve demokrasinin geliştirilmesine yönelik her türlü proje yapılabilir ve etkinlik düzenlenebilir” anlamında bir ilkenin konması için sürecin başlatılması,
2-Projenin uygulanacağı her ilde, en az 10-20 gönüllü kuruluşta bu uygulamanın gerçekleştirilmesi,
3-Her etkinlikte, 15-25 yaş kesiminden toplam 40 ve daha ileri yaş kesiminden de 20 olmak üzere, toplam en az 60 kişinin, insan hakları, demokrasi, örgütlenme, şiddetten koruma ve korunma, stres ve öfke kontrolü, iletişim, yüzyüze ve gözgöze konuşma yöntemleri, temiz ve yeşil çevre konularında eğitilmesi, bilgilerinin artırılması,
4-Katılımcıların, elde edecekleri bilgi ve deneyimlerle, toplumu olumlu etkilemeleri, yeni projeler üretmeleri konusunda özendirilmesi ve eğitici eğitimine yönelik bir projenin, hazırlanması,
5-Şiddetin tanımı ile ilgili görüşler alınması, günümüzdeki tanımlardan farklı görüşler ortaya çıktığı takdirde, bu görüşlerin Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Dünya Sağlık Örgütüne sunularak, tanımın güncelleştirilmesinin önerilmesi,
6-Şiddetin türleri, nedenleri ve önlenmesi yöntemlerinin ele alınarak yeni görüş ve önerilerin üretilmesi,
7-Şiddetsiz Projesinin amaç, hedef ve gerekçelerinin, Türkiye’de, örgün ve yaygın eğitim programlarındaki yeri, bu alandaki sorunlar ve çözüm yöntemlerinin belirlenmesi,
8-Yerel ve ulusal düzeyde, insan haklarının ve demokrasinin benimsenmiş olduğu ortamların yaygınlaştırılmasına, birlikte, yüzyüze ve gözgöze konuşarak şiddetsiz yaşamak kültürünün geliştirilmesine, çevrenin korunmasına ve temiz tutulmasına katkı koymak amacıyla katılımcıların dernek, birlik ve benzeri yapıları kurmaları için özendirilmesi,
9-Sokakta veya doğada yaşayan kedi, köpek ve diğer hayvan türlerine yönelik kıyımların durdurulmasına katkı konulması,
10-Medyanın, konuya yaklaşımının artırılması,
11-İnsana, hayvana ve çevreye yapılacak şiddete karşı, ortak ve şiddetsiz tepki yöntemlerinin belirlenmesi ve bu yöntemlerin uygulanmasına çalışılması,
12-Şiddete uğrayarak yaşamlarını yitirenlerin isimlerinin ve anılarının yaşatılması,
13-Yerel örgütlerin aynı amaç ve hedefi gözeterek birlikte hazırlamaları ve uygulamaları için en az bir adet proje başlığı, amacı, hedefleri ve olası ortaklarının belirlenmesi,
14-Etkinlik düzenlenecek iller başta olmak üzere yerel ve ulusal düzeyde, “Şiddetsiz” adı ile iletişim ağları kurulması,
15-Süreçte yer alan kuruluşların ve kişilerin Web sitelerinde, “İnsan Hakları, Demokrasi, Örgütlü, Farklılıklarla Birlikte, Yüzyüze ve Temiz Bir Çevrede Yaşamak İçin: ŞİDDETSİZ” adı ile bölüm açılması,
16-Hedeflerle ilgili olarak, kamu kuruluşları ile gönüllü kuruluşlar arasındaki işbirliğinin ilkelerinin belirlenmesi ve gerek duyulduğu takdirde bir tutanağa bağlanarak sürdürülebilirlik düzeyinin artırılması,
17-Her yıl “Şiddetsiz Bir hafta” etkinliklerinin düzenlenmesi ve Haftanın geleneksel hale getirilmesi.
Projenin Gerekçesi
Şiddet, insanın ürettiği, uyguladığı ve hergün yaşanan bir vahşettir. Şiddet, Türkiye ve dünya için en ağır sorunların başında gelmektedir.
Dünyada, yüz yüze, hatta göz göze konuşulması için yoğun çabalar üretilmesi gerekirken, genelde şiddetin her türlüsünden çözüm beklenmektedir. Oysa şiddet, yeni şiddetleri üreten bir çağdışı hareket biçimidir.
İnsan hakları, çocuk hakları, hayvan hakları, çevrenin kirletilmemesi, temiz tutulması ve korunmasına yönelik tüm uluslararası sözleşmeler, şiddetin çeşitlenmesi ve yaygınlaşması nedeniyle üretilmiştir.
İnsan hakları, genel bir yaklaşımla tüm haklar, mutlu ve sağlıklı yaşamak ve yaşatmak için, adalet, eşitlik ve paylaşmak demektir. Hakların güvencesi ise, demokratik hukuk devleti, güvenlik, yargı, örgütlenme özgürlüğü ve isteğidir.
10 Aralık 1948 yılında yayınlanan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde “İnsan Haklarının dikkate alınmaması, insanlık vicdanını isyana sevkeden barbarca eylemlere yol açmıştır. Bu nedenle, insanlığın korkudan ve yoksulluktan kurtulduğu, ifade ve inanç özgürlüğünden yararlandığı bir dünyanın kurulması en yüksek ortak amaçtır” denilmiştir.
Diğer tüm sözleşmeler, sağlıklı, temiz ve dengeli bir çevrede yaşamaya, eğitim olanaklarından yararlanmaya, gelişmeyi, düşünce, vicdan, örgütlenme ve ifade özgürlüğünü güvence altına almaya yöneliktir. İnsanlığın başarısı olan uluslararası örgütler, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, görüş ve köken farkından dolayı insanlar arasında ayırımcılık yapılmasına, işkenceye ve her türlü şiddete karşı önlemler almaktadırlar.
Dünya Sağlık Örgütünün de şiddet tanımı; “Bir bireyin yaralanma ve ölümüne neden olan ya da gelişmesini engelleyen fiziksel, psiko-sosyal ve cinsel olarak uygulanan kasıtlı davranışlardır” şeklindedir. Kanımızca bu tanım, şiddet türlerindeki artış nedeniyle artık güncellenmelidir. Yine de bu tanım, bu projede işlenen çevreye yönelik şiddetin de insanları ve diğer tüm canlıları yaraladığı, hasta ettiği ve öldürdüğü gerçeği ile oldukça uyumludur.
İnsana, hayvana ve çevreye, insanlar tarafından uygulanan şiddet çeşitleri, insan haklarının korunmasına ve demokrasinin geliştirilip yaşatılmasına zarar vermektedir. Bu durum, hukuk devletinin ana ögelerinin başında gelen demokrasiye de kıymaktadır. Demokrasiye kıymak, insanlığa, düşüncelere, uygarlıklara ve farklılıklara kıymaktır.
Demokrasi, farklılıklar arasında görüşme, uzlaşma ve hoşgörü demektir. Yüzyüze yaşamak, gözgöze konuşmak, görüşmek, uzlaşmak ve farklılıkları zenginlik saymak için çaba gösteren kişi, toplum ve uluslar için şiddet çok büyük bir tehlikedir.Demokrasi günümüzde, içinde şiddet ögesinin de bulunduğu kültürel engellerle karşı karşıyadır. Bu engeller, insanların, tarih boyunca kanlı ve acılı bedeller ödemesine neden olmuştur.
Çevreye ve Hayvana Karşı Şiddet
Sokakta yaşamak zorundaki hayvanlara karşı yapılan tek tek veya toplu kıyımlar sıklıkla kitle iletişim araçları ile karşımıza gelmektedir. Bazen de yaşadığımız yerlerde, kıyımlarla yan yana gelinebilmektedir. Spor adı verilen avcılık etkinlikleri veya kırsal alanlardaki avlanmalar da hayvanlara karşı yapılan şiddetin en belirginleridir. Özellikle, yerleşim yerlerinde, zehir veya silah kullanılarak gerçekleştirilen toplu hayvan kıyımları mutlaka durdurulmalıdır. Bu kıyımlar, salt hayvanlara karşı değil, kıyımlara tanık olan halka ve çocuklara karşı da farklı bir şiddettir. Bir anlamda bu şiddet türü, insana yapılan şiddetin kapsamında da değerlendirilmelidir.
Türkiye’de, kentlerde ve kırsal kesimlerde, yaşanılan ortak alanlar, insanlarca-yurttaşlarca hızla birer çöplük haline getirilmektedir. Bu kirlilik ve doğadaki dengenin bozulması, o çevrede yaşayan ve ücretli veya gönüllü olarak temizlik yapan insanların ruhsal ve bedensel sağlıklarına karşı, başka insanların neden olduğu bir şiddettir. Çünkü bu kirlilik ve doğal dengenin bozulması, başka bir anlatımla çevreye şiddet uygulanması, insanlara hastalık, sakatlık ve bazen de ölüm olarak geri dönmektedir.
Şiddet düzeyine varan bu davranış ve ağır sonuçları nedeniyle, ülkemizde, siyasi partiler, kamu kuruluşları, yerel yönetimler, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim kurumları, meslek örgütleri, özel ve gönüllü kuruluşlar ve halkın birlikteliğinde yapılmakta olan, ancak yeterli görülmeyen çevrenin ve doğanın korunmasına yönelik çabaların yaygınlaştırılmasına, çocuklar, gençler, kadınlar ve emekliler başta olmak üzere, insan gücümüzün örgütlenmesine, dayanışma içinde olmasına, ilginin ve katkının bu alana çok daha fazla çekilmesine gerek duyulmaktadır.
Büyük sanayi kuruluşlarının, ulaşım ve taşıma araçlarının yarattığı çevre kirliliği ve gürültü, insanların, hayvanların ve doğanın sağlığını tehlikeye düşürmektedir. Çağımızda giderek artan kimyasal maddelerden, gaz ve dumandan üreyen kirlilik ise doğal dengeyi bozan en büyük tehlikedir.
Ülkemizde, çevre konusunda gönüllü çalışmalar yapan örgütler; doğal ortamın, ormanlık ve tarım alanlarının vahşice yok edildiğini, yaşantımızın tehdit altında olduğunu, akarsuların, göllerin ve denizlerin kirletildiğini, buraların çöplük olmaya başladığını, taş ve maden ocaklarının doğal yaşama ve yeşil alanlara zarar verdiğini, baz istasyonlarının sağlığı bozduğunu ve Türkiye’nin gelecekte bir nükleer santral mezarlığına dönüşebileceğini, ısrarla ve haklı olarak dile getirmektedirler.
İnsanlar yaşadıkları sokakları, binaları, binaların bahçelerini, caddeleri, parkları, piknik ve orman alanlarını, dağları, bu alanlardaki çiçek, bitki örtüsünü ve ağaç altlarını tamamen kirletmektedirler. Alt ve üst yaya geçitleri, cami avluları, fabrika, atölye ve benzeri üretim yerleri, açık ve kapalı spor alanları, deniz, göl, gölet, nehir, ırmak ve kıyıları, kentlerdeki açık veya kapalı su kanalları, kumsallar, otobüs ve dolmuş durakları, araç kalkış yerleri, tren istasyonları, tren rayları, yolcu taşıma araçları birer izmarit mezarlığı ve çöplük haline getirilmiştir.
Gemilerden, vapurlardan, motor ve teknelerden denizlere, boğazlara atılan sigara izmariti ve diğer çöplerin yarattığı görüntülerden üzülmemek, hatta utanmamak olası mı?
Ortak alanlarımız; sigara izmariti ve paketi, içki-içecek şişeleri-kutuları, tükürük, çekirdek kabukları, kullanılmış kağıt mendil, dayanıklı tüketim maddeleri, eski eşyalar, yiyeceklerin artıkları ve atıkları ile insanın gözlerini ve duygularını rahatsız edecek, ruhsal ve bedensel sağlığımızı tehlikeye düşürecek hale gelmiştir.
Bazı otobüslerin, minibüslerin, taksilerin ve özel araçların sürücüleri, görevlileri ve yolcuları da çöplerini sokaklara, caddelere ve şehirlerarası yolların kenarlarına adeta saçmaktadır. Kentiçi ve kentlerarası yolların kenarları, yeşil alanlarımız, dağların dorukları ve etekleri, ormanlarımız, piknik yerlerimiz, parklarımız, su kenarları; kırılan camlar, tenekeler, sigara izmaritleri, poşetler ve diğer çöplerle birlikte yaşamak zorunda bırakılmaktadır.
Türkiye, açık alanlarda ve sokakta çok sigara içilen ve yiyecek tüketilen bir ülkedir. Biliniyor ki, sigaradan veya yiyeceklerden artanlar, bir ağacın dibine, bir çiçeğin veya yeşilliğin üstüne, yola veya bir çukura atılmaktadır.
Kentlerdeki alt ve üst geçitlerde bulunan çöp çeşitleri, halkın yaşadığı her yeri bilinçsizce kirlettiğinin çok somut örnekleridir.
Bir önemli gözlem de, esnaflar ve sanatkarlarla ilgilidir. İşyerlerinin içinde değil, dışında sigara içen işveren ve çalışanlar, izmaritleri, işyerlerinin önündeki sokak, cadde veya yaya yollarına atmaktadırlar.
Ülkemizde, sigara içilen araçların küllükleri temiz, o araçların geçtiği yerler izmarit doludur.
Bakkal ve marketlerin önleriyle parkları çöplük haline getiren atık maddelerin çoğunda, çocuklar ve gençler başta olmak üzere, her yaştaki insanın parmak izleri vardır.
İlköğretim ve ortaöğretim okulları ile spor alanlarının özel araç park yerleri olarak kullanılması da insan sağlığına ve insan haklarına aykırıdır. Eğitim ve spor yöneticilerinin kararı ile araç parkı haline getirilen bu alanlarda, sigara izmariti, diğer çöpler, gürültü ve egzoz gazlarından oluşan çok çirkin bir kirlilik üretilmektedir.
Çevrenin çöplerle kirletilmesi, ülkemizde inanılmaz bir alışkanlık haline gelmiştir. Ülkemizin en güzel, en uzak veya en yüksek yerlerinde bile insanların bilinçsizce, hatta acımasızca neden olduğu kirlilikleri görmek mümkündür. Bu bilinçsizliğin ve alışkanlığın giderek azaltılması ve ortadan kaldırılması için, her yaş kesimi hedef kitle olmalıdır. Çevrenin kirletilmesinden doğan ve doğabilecek sağlık sorunlarının, öncelikle ve kolaylıkla çocukları, kadınları, yaşlıları, emeklileri, engellileri ve korumasız diğer canlıları etkilediği, etkileyebileceği bilgili-bilinçli insanların ortak kanısıdır.
Bahar ve yaz aylarında ülkemizde çiçekler açmakta, doğa yeşillenmekte, ancak insan eliyle, yerlere, çiçeklere, bitkilere ve yeşilliklere çöpler saçılmaktadır. Buna, baharda, çiçeklerle birlikte çöplerin açılması da denebilir. Apartmanlarda oturanlar arasında, çöplerini ve sigara izmaritlerini bahçelerine veya bitişik parklara atanlar bulunmaktadır. Oturanlar, binalarının önleri ve bahçeleri ile ilgilenmemekte, hatta kendileri kirletmektedir. Kentlerin açık veya kapalı kanallarında, insan eliyle atılmış, çöpler ve onlarca-yüzlerce yıl doğanın eritemeyeceği eski eşyaları görmek mümkündür. Bu hareketin gün boyu, on binlerce, belki de birkaç milyon insanın yaptığını varsayınca, ülkemizin çöplenme yoğunluğunun ürkütücü boyutlarda olduğunu dile getirebiliriz.
Bu görüntüler, tam anlamıyla; güzelliklerdeki çirkinliklerdir.
Kanımızca, kundaklama dışındaki nedenlere dayalı orman yangınlarına, yurttaşlarımızın neden olduğu açıktır. Çünkü, belirtilen alanları kirleten ve her türlü çöpü gelişigüzel atan insan, ormanlarda da aynı davranışı yapmaktadır. Söndürülmemiş sigara izmaritlerini, közleri, yanıcı veya tutuşturucu maddeleri içeren, örneğin kibrit, çakmak, pil, cam ve benzeri cisimleri ormana bırakan, böylece ağaçları ve içindeki canlıları yakan, asıl anlamı ile, sorumsuzluğu, acımasızlığı ve şiddeti vahşete taşıyanlar da, içimizdeki bazı insanlar, yurttaşlardır. Sürekli yaşadığı alanları acımasızca çöpleyen, kirleten insan, aynı duyarsızlığı, ara sıra gittiği ormanlarda ve yeşil alanlarda da sergilemektedir.
Çevresini, mahallesini, köyünü, ilçesini, beldesini, meydanını, tarlasını, sulama kanalını, göletini, sokağını ve bahçesini küçüklü büyüklü çöplerle kirleten insanın davranışı, Türkiye’de ve dünyanın başka ülkelerinde, daha büyük çevre yıkımlarına neden olmaktadır. Küçük denebilecek çevre kirliliklerinin önlenmesi, bu kirliliği üreten insanların davranışlarının olumlu yönde değiştirilmesine bağlıdır.
Bu davranış değişikliği sağlandığı takdirde, orman yangınlarının ve çevreye verilen zararların önüne büyük ölçüde geçilebilecektir.
Bu şekilde açık alanları çöplüğe çevirenlerin yaptıklarının ayıp, çirkin ve utanılması gereken davranışlar olduğunun anlatılması zorunludur. Bu konuda, ilgili kuruluşların yasal görevlerini yerine getirmeleri yanında, yurttaşların da birbirlerini erdemlice uyarmaları önem kazanmaktadır. Türkiye, insanların neden olduğu çevre kirliliğinde, ayıp, çirkin ve utanç üçgeni içine alınmış durumdadır.
Sonuç olarak, dünyada, çevre kirlenmesi artmakta, yeşil alanlar hızla azalmaktadır. Su kaynakları sorundur. Çevrenin, doğanın vazgeçilmez bir parçası olan hayvan türlerindeki azalma da kaygı verici boyutlardadır. Kentlerde, sokaklarda yaşamak zorunda kalan hayvanlara karşı yapılan kıyımlar, büyük boyutlara varmıştır. Hava, toprak, su ve gürültü kirliliği, insanın bilgisizce, bilinçsizce ve acımasızca çevreye ürettiği şiddet türleridir.
Türkiye bu ağır kirliliği ve yurttaş sorumsuzluğunu, tüm kentlerde, ilçelerde, kasabalarda, beldelerde, köylerde ve mezralarda yaşamaktadır.
 

İnsana Yönelik Şiddet
Ülkemizde, insanın; insana, çevreye ve çevrenin ana parçalarından biri olan hayvana karşı uyguladığı şiddeti, iletişim araçları kanalı ile her an görebiliyoruz. Şiddet yöntemleri çok çeşitlidir. Hepimiz, günlük yaşantımızda şiddet yöntemlerinden biri ile karşılaşabiliriz. Bazen de, şiddet üreten biri olabiliriz.
Ateş her zaman, sadece düştüğü yeri yakmamaktadır. Çünkü, bir yerde ateş, acı veya mutluluk varsa, onları, kitle iletişim araçları; gazeteler, dergiler, radyolar, televizyonlar, e-posta ağları ve internet siteleri evimize kadar getirmektedir. Bazen bir yudum çayımız, bazen bir lokma ekmeğimiz, midemize inmeye fırsat bulamamakta, ateş ve acı bedenimizi sarmaktadır. Elimiz kolumuz bağlanmakta, ateşin düştüğü yer uzak olmasına karşın, alevi yüreğimizi sarmaktadır.
Her yıl onbinlerce insanı yok eden terörü, savaşları ve işgalleri eklediğimizde, insanlığın ve dünyanın yaşadığı şiddetin, “Ateş, sadece düştüğü yeri değil, çok uzağında olsalar bile, sevgi ile evrimleşmiş insanları da yakar” diyebileceğimiz yoğunlukta olduğu anlaşılmaktadır. Bu, şiddetle ilgili ateşin alevlerinin çok uzun, etkilerinin kavurucu olduğu anlamındadır.
Şiddet türleri, insan kaynaklı, ancak tüm canlı türlerine yöneliktir. Sonuçta, insanın ürettiği şiddet türleri, insanın sağlıklı, temiz ve güvenli ortamlarda yaşamasına etkili ve köklü bir tehdittir. Evde, işyerinde, okulda, sokakta, trafikte ve doğada, insanlar varsa, şiddet olabilmektedir. Şiddet, insanın ürettiği ve uyguladığı bir vahşettir.
Şiddet konusunda ulusal bir girişim hazırlanması ve birliktelik sağlanması kaçınılmazdır. Kişinin hak ve özgürlüklerini, mal ve can güvenliğini, toplumun huzurunu hedef alan, farklılıkların zenginlik olduğunu kabul etmeyerek, bu farklılıklara şiddet uygulayanlara, ailede, eğitim kurumlarında, siyasal alanda, medyada, iş yerlerinde, spor alanlarında, doğada, sokakta ve birlikte yaşanılan ortamlarda rastlanmaktadır. Şiddet çeşitlidir, ancak hedefi, insan, çevre ve hayvandır.
İlköğretim ve ortaöğretim okulları ile spor alanlarının özel araç park yerleri olarak kullanılması da insan sağlığına ve insan haklarına aykırıdır. Eğitim ve spor yöneticilerinin kararı ile araç parkı haline getirilen bu alanlarda, sigara izmariti, diğer çöpler, gürültü ve egzoz gazlarından oluşan çok çirkin bir kirlilik üretilmektedir.
Açık alanlarda ve kalabalıklar arasında sigara içerek çevrelerine dumanlı zehir salanlar, sigarayı açık havada içtikleri için kimseye zarar vermediğini savunmaktadırlar. Ancak, onlara dünyanın bacasının bulunmaması nedeniyle çevrelerini zehirledikleri anlatılmalıdır. Bu durumun da insan haklarına aykırılığı tartışılamayacak kadar açıktır.
Ülkemizdeki şiddet örnekleri, Türkiye’yi uluslararası alanlarda da zor duruma düşürmekte ve ulusal birliğimizi tehlikeye atmaktadır.
Türkiye’de, insanların bireysel veya toplu olarak, insana, hayvana ve doğaya uyguladığı ölümcül şiddet türleri, tüm olumlu gelişmelere karşın, ülkemizin Avrupa Birliği sürecine kanımızca en büyük engeldir. Bazı araştırmalara göre, farklılıkları ve farklılıkların doğal bir zenginlik olduğunu kabullenmeyen, onlara hoşgörü ile bakmayan önemli bir kesimin bulunması Türkiye için zorlu bir sorundur.
İnsanların uyguladığı şiddet, töre cinayetleri, erken yaşta evlendirmeler, çocukların ve gençlerin eğitim ve öğretim hakkından yoksun bırakılması, evlerin soyulması, kapkaç, yerli ve yabancı turistlere saldırılar karşısında, sevgiyle evrimleşmiş olanların yapacağı hareketler bulunmaktadır. Türkiye’de ve dünyada şiddetin ortadan kaldırılması, seçeneği olmayan bir zorunluluktur.
İnsanın, kendi soyuna karşı ürettiği şiddet, her gün denebilecek sıklıkla, dünyanın bir köşesinde acı ölüm ve yaralanmaları üretmektedir. Aynı ülkenin, aynı kentin, aynı mahallenin, aynı ailenin insanları birbirlerinin canına kıymaktadır. Bu kıyımlarda genelde çocuk ve gençler kullanılmakta, onlar, hem mağdur ve hem de suçlu durumuna düşürülmektedir.
Çocukların ve gençlerin istismarına yönelik örnekler dünyada ve ülkemizde artmaya başlamıştır. Çocuk ve gençlerin cinselliklerinin ve emeklerinin istismarı ve sömürüsü, şiddetin her türlüsünün yer aldığı bir insanlık suçudur. Bu konuda ulaşılan bilgiler ve elde edilen görüntüler, utanç duvarına dayanmıştır.
Başta sigara olmak üzere tütün ve tütün ürünlerinin, alkol ve diğer zararlı maddelerin kullanımı da kullananlar ve çevreleri için şiddet türlerindendir.
İnsanların ürettiği şiddet türlerine sadece güvenlik güçleri ve yargı organları ile karşı çıkmaya çalışmak yeterli değildir.
Bu durumda, şiddetin her türlüsüne, şiddetsiz yöntemlerle karşı çıkmak, şiddetin üretildiği ortamları ortadan kaldırmak, öfkenin üremesine engel olmak, öfkenin üremesi halinde, bu duygunun, nefrete, hiddete, şiddete ve vahşete dönüşmesini engellemek için yeni yöntemlerin bulunması kaçınılmaz bir zorunluluktur.
Bu yöntemleri de şiddeti üreten insanlarla yaşayan güzel ve sağlıklı insanlar bulacaktır. Bu kuşaklar, insanların sevgi ile evrimleşmesi için gereken yapıları, işleyişi, hukuku, adaleti, paylaşmayı ve güvenliği mutlaka sağlayacaklardır. Çünkü, dünya ve evren için en iyi seçenek bu hedef olmalıdır.
Nitekim, Proje etkinlikleri ve işlenecek konular, her yaştaki insana ve ağırlıklı olarak çocuk ve gençlere yönelik düşünülmüştür. Bu konuda bilgi, ilgi ve yürütücülük düzeyleri artırılacak olan gençler ve daha ileri yaştakiler, hem bu proje, hem de yeni proje ve etkinliklerle yerel ve ulusal düzeyde, akranlarını, kamu, yerel, özel, meslek ve gönüllü kuruluşların mensupları ile halkı olumlu etkileyeceklerdir.
Hayvana, çevreye ve insana karşı insanın ürettiği şiddetin azaltılması ve hatta yok edilmesi için birçok kamu kurum ve kuruluşu, meslek ve gönüllü (STK) örgütü, genelde işbirliği içinde projeler yürütmektedir.
Bu proje, gençlerin yürüteceği bir süreçte, kamu, yerel, meslek ve gönüllü kuruluşlarda çalışanlarla, her kesimdeki halkın olumlu etkilenmesi, bu şekilde her türlü şiddetin yok edilmesine yöneliktir. Bu büyük hedefe varmak için, dernek, federasyon, konfederasyon, vakıf, siyasal parti, meslek örgütü, sendika ve benzeri tüzel kişiliklerde birlikte, yüzyüze ve gözgöze konuşarak “şiddetsiz” yaşamak anlayışının egemen olmasına çok fazla gerek vardır.
Bu proje, tüm bu kesimleri etkileyebilecek daha yoğun ve yaygın bir sürecin çok önemli bir noktası veya başlangıcı olarak yorumlanmalıdır. Özellikle, yasalara dayalı olarak gönüllü kuruluşların (STK) tüzüklerine konacak bir madde veya maddeler, insan haklarının ve demokratik değerlerin çiğnenmesi, hayvana, çevreye ve insana karşı yapılan şiddetin yok edilmesi yolunda tarihsel bir adım olacaktır. Çünkü, şiddetin hedef seçtiği, insan, hayvan ve doğal çevre, hepimizin ortaklığında korunabilecektir. Bu üç değerin birbirinden bağımsız olması düşünülemez. Hayvanlara, doğal çevreye ve insanlara yönelik her konu ve her sorun hepimizi çok yakından ilgilendirmektedir. Dile getirdiğimiz şiddet türleri ve şiddetin hedefleri, bazen çok yakınımızda, bazen çok uzağımızda, insanlık duygularımızı ve yaşantımızı olumsuz etkilemektedir.
Proje başlığı, şiddetsiz bir dünyanın özlemini taşımakta, ayrıca, hedef kitleye ve tüm dünyaya “şiddet, siz olmadan çözülemez, ortadan kaldırılamaz” demek istemektedir.
Etkinliklerin genel yaklaşımı; gençlere ve onlarla birlikte dünyayı paylaşanlara, şiddetin her türlüsünün ürettiği olumsuzlukların ve zararların anlatılması, bilgilerinin, girişimcilik, örgütlenme ve birlikte hareket etmek yeteneklerinin geliştirilmesi, hem bugünün ve hem de gelecekteki ortaklarla köprüler kurulmasıdır.
İnsangücünün birlikteliği ve ortak çalışması, sağlam ve sürdürülebilir kurumsal yapıların oluşturulması sağlandığı takdirde, bugünle gelecek arasındaki bilimsel, sosyal ve kültürel köprü, şiddetin kanlı mirasını öte tarafa taşıyan olmayacaktır. Bu köprü geleceğe, dostluğu, sevgiyi, farklılıkları doğal zenginlik sayan bir anlayışı, paylaşarak ve dayanışarak yaşamayı taşıyacaktır. Bu köprü, bu biçimi ile çok geniş, ancak çok uzun olmayacaktır.
Hedef olarak belirlenen uygulama yerlerinde, akran eğitimi, eğitimci eğitimi, kamu, yerel, özel ve gönüllü kuruluşlarla iletişim ve işbirliği konularında çok daha fazla proje ve girişime gerek vardır. Bu yerlerdeki uygulamalarda kuruluşlar arasında dayanışma sağlanacaktır. Bu dayanışma, genelde bilim insanı, eğitimci ve uzman desteği, olanakların ve deneyimlerin paylaşılması şeklinde gerçekleştirilecektir.
Bilindiği gibi ülkemizde, kamu yönetimleri ve yerel kuruluşların, yasalardan kaynaklanan geniş yetkileri, olanakları ve kaynakları bulunmaktadır. Gelişmiş ülkelerde, bu yetki, olanak ve kaynaklar, gönüllü veya meslek örgütleriyle işbirliği içinde kullanılmaktadır. Bu özen, çocuk ve gençlikle ilgili alanlarda daha fazladır. Türkiye’nin de buna gereksinmesi yüksek düzeydedir. Özellikle, çocuk ve gençlik gücünün, her yaş kesimi ile örgütsel ve demokratik katılımcılık anlamında bütünleştirilmesi, Türkiye’nin konuşacağı konuların başında gelmelidir. Bu proje hazırlanırken, yerel düzeydeki gereklilik ve kısıtlamalardan hareket edilmemiştir. Çünkü, ülkemizde ve dünyanın her yerinde gereklilik ve kısıtlamaların, sosyo-ekonomik, siyasal ve kültürel farklılıklar gösterse de, birbirlerine yakın ve benzer olduğu varsayılmıştır.
İllerde Eğitim Seminerleri
Seminerde uzmanlara ve katılımcılara belge verilecek, belgede Federasyonun, derneğin ve katkı sağlayan kuruluşların da logoları, o kuruluşlar isterlerse konabilecektir.
Üniversitelerden ve süreçte yer alan kuruluşlardan gelecek olan gönüllü uzmanların vereceği seminere en fazla 60 katılımcı çağırılacaktır. Katılımcıların görüş ve istekleri yeterince olumlu olduğu takdirde, seminer sonunda, eğitici eğitimi semineri düzenlenmesi ve olası tarihi ile ilgili ilke kararı alınacaktır.
Seminerde, Türkiye Gençlik Federasyonu’ndaki uzmanlar, insan hakları, demokrasi, örgütlenme, iletişim ve çevre konularında bildiri sunabileceklerdir.
Seminerlerde işlenecek konularla ilgili metinler ve sunumlar, destekleyenlerin ve üniversitelerin katkıları ile hazırlanacaktır.
Seminerlerde şu konular işlenebilecektir.
a-İnsan Hakları Bildirgesi ile Çocuk Hakları Bildirgesi ve Demokrasi,
b-Örgütlenme Hakkı, Örgütlü Birey ve Toplum Olmanın Yararları ve Yöntemleri,
c-Çevre Kirliliğinin ve Orman Yangınlarının Bedensel ve Ruhsal Sağlığa Olumsuz Etkileri, Önlenmesi Yöntemleri,
d-Hayvana ve Çevreye Yönelik Uluslararası Bildirgeler,
e-Sokakta ve Doğada Yaşayan Hayvanlara Karşı Yapılan Kıyımların Önlenmesi ve Nedenleri,
f-Şiddetin tanımı, nedenleri, çeşitleri, bireysel ve toplumsal sağlığa etkileri, önlenmesi yöntemleri, şiddette kahraman gibi gösterilen ögelerin itibarlarının düşürülmesi,
g-Çocukların ve gençlerin istismarı, çeşitleri, etkileri ve önlenmesi yöntemleri,
h-Sigara ve diğer tütün ürünlerinin, alkol ve diğer zararlı madde bağımlılığının nedenleri, etkileri, şiddet boyutu ve önlenmesi yöntemleri,
i-Sporda Şiddet, Nedenleri, Toplumsal Etkileri ve Önleme Yöntemleri,
j-Engelliler, Şiddet ve Önleme Yöntemleri,
k-Öfkenin Üremesine Engel Olunması veya Kontrol Altına Alınması,
l-Şiddetten Korunmada Eğitim, Girişimcilik, Örgütlenme, Katılma ve Ekonomik Özgürlüğün Yeri,
m-Şiddete Karşı Şiddetsiz Tepki Yöntemleri ve Uygulanmasına Yönelik İlkeler,
n-Şiddete Karşı Güvenlik, Koruma, Hukuk ve Yargının Yeri, Önemi ve Önlemeye Etkileri,
o-İletişim Ağlarının Önemi, Amacı, Oluşturulması ve Sürdürülebilmesi İlkeleri,
p-Şiddetsiz Projesinin amac, hedefleri ve gerekçelerinin, Türkiye’de, örgün ve yaygın eğitim programlarındaki yeri, bu alandaki sorunlar, çözüm önerileri ile uygulama yöntemleri.
Forumlar
Projeye göre, hedeflerin tartışılacağı, gençlerin ve halkın katılabileceği birer forum da düzenlenecektir.
Forumlar, uzmanlar ve projede belirtilen yaş kesimindeki gençlerin birlikteliğinde yürütülecek, forumlarda en az bir projenin başlığı ve amacı belirlenecektir.
Forumlarda, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Dünya Sağlık Örgütüne sunulmak amacı ile şiddetin güncel tanımı ile ilgili görüşler alınacaktır.
Şiddete uğrayarak yaşamlarını yitirenlerin isimlerinin, uygun bulunacak ortak alanlara verilmesi ve anılarının yaşatılması konusu da forumlarda tartışılacaktır. Forumlarda, bu konudaki yaklaşımlar olumlu olduğu takdirde yetkili kamu ve yerel yönetimlere öneriler yapılacak, gerektiği takdirde yasal düzenleme için girişimler başlatılacaktır.
Forumlarda, Projenin hedefleri ile şiddetsiz bir ülke ve dünya için kamuoyuna açıklanacak olan bildirgenin içeriği de görüşülecektir.
Forumlar sırasında, barış, dostluk, sevgi ve birlikte yaşamaya yönelik, şiddetin olmamasını dileyen müzik parçaları seslendirilebilecek ve kısa bir tiyatro oyunu da sergilenebilecektir.
Örgütlenme
Etkinlikler sırasında, yerel ve ulusal düzeyde, insan haklarını ve demokrasiyi benimseyerek, birlikte ve şiddetsiz yaşamak kültürünün yaygınlaşmasına katkı sağlamak amacıyla dernekler ve üst birliklerinin kurulması özendirilecektir.
Bu konu, seminer ve forumlarda işlenecek, katılımcılara bilgi sunulacak ve önerilerimizin çevrelerine taşımaları istenecektir.
Halkla İlişkiler ve Yaygınlaştırma
Medyaya İle İlişkiler
Projeye yaklaşımlarının artırılması için, hazırlıkların ve uygulamaların her aşamasında, gerekli bilgiler ve önemli çıktılar yerel ve ulusal medyaya açıklanacaktır.
Bu açıklama, etkinlik sonunda ve yerinde sözlü olabileceği gibi, basın bülteni ve ziyaretlerle de yapılacaktır.
Ayrıca, medya mensuplarının etkinlikleri kolayca izleyebilmeleri ve bilgiye erişebilmeleri sağlanacaktır.
TV Açık Oturumları
Projede belirtilen illerdeki yerel televizyonlarda ve ulusal düzeyde yayın yapan televizyonlarda, açık oturumlar düzenlenmesine çalışılacaktır.
Açık oturum önerisi, hazırlık döneminde, ayırım gözetmeksizin tüm ulusal ve yerel televizyon kanallarına yapılacaktır.
 

Örnek Çevre Temizliği
Çevreye karşı şiddetin ve kirliliğin ortadan kaldırılmasında, halkın katılım ve katkısı önemlidir. Bu nedenle, istenirse programa örnek bir çevre temizliği ve halkla yüzyüze görüşme yöntemi de konabilecektir. Bu örnek temizlik, iletişim teknikleri ile duyurulacak, halkın, çocuk ve gençlerin katılımı ile yapılacaktır.
Halktan Destek İstenmesi
Halktan, insan haklarının ve demokrasinin korunması, hayvana, çevreye ve insana uygulanan şiddete karşı şiddetsiz yöntemlerle karşı çıkılması konularında destek sözü istenecektir.
Destek sözünün alınmasında, bir form kullanılacaktır. Halkımıza, herhangi bir kesimi veya kuruluşu hedef almayan, bu girişimi destekleyen, şiddete ve kirliliğe karşı çıkan kısa bir ifadenin yer aldığı bir metni imzalamaları önerilecektir. Aynı etkinlikte, yurttaşlara, Şiddete Şiddetsiz Tepki” ilkesinin simgesi olan “Mavi Kurdele” ve “Temiz ve Yeşil Türkiye Çöplük Olmasın” hedefinin simgesi olan “Çevre Yaka Kartı” dağıtılacaktır.
Gönüllü kuruluşların, tüzüklerine ““İnsana, hayvana ve çevreye karşı şiddetin engellenmesine, insan haklarının korunmasına ve demokrasinin geliştirilmesine yönelik her türlü proje yapılabilir ve etkinlik düzenlenebilir” ilkesine yer vermeleri hedefine ulaşmaya katkı için Projenin seminer ve forumları yanında medyanın desteği, iletişim ağları, web siteleri, afiş, telefon ve mektup gibi halkla ilişkiler tekniklerinden de yararlanılacaktır.
Fotoğraf Sergileri
Projede belirtilen illerde, etkinlik süresince insana, çevreye ve hayvana uygulanan şiddete yönelik birer fotoğraf sergisi hazırlanabilecektir.
Bu sergi için, destek veren kuruluşların, fotoğraf sanatçıları örgütlerinin ve medya kuruluşlarının katkıları, yazılı ve sözlü olarak istenecektir. Sergi yeri, süresi ve içeriği yerelde birlikte belirlenecektir.
Anket
Projenin hedefleriyle ilgili görüş ve önerilerinin alınması için etkinliklere katılanlara anket uygulanacaktır.
Anket, kolay doldurulabilir olacaktır. Anketler önce yerelde, sonra da Ankara’da bilimsel yöntemlerle değerlendirilecek, sonuçları kamuoyuna açıklanacaktır.
İletişim Ağları
İnsan Hakları, Demokrasi, Örgütlü, Birlikte, Yüzyüze ve Temiz Bir Çevrede Yaşamak İçin: ŞİDDETSİZ adı ile gönüllü kuruluşlar ağırlıklı olarak her ilde ayrı ayrı ve ulusal düzeyde iletişim ağları kurulacaktır.
İllerdeki ağlar için, seminer veya forum sonrası iki gönüllü sorumlu, katılımcıların onayı ile belirlenecek, gönüllülerin en az biri 25 yaşını tamamlamamış bir genç olacaktır. Ankara’daki ulusal ağ ise yine gençlerin kolaylaştırıcılığında, etkinlik düzenlenen yerlerden gelecek bilgilere dayanılarak kurulacaktır.
Web Sitesi
Derneklerin ve destekleyen kuruluşların web sitelerinde, “İnsan Haklarına Uygun, Demokratik Ortamlarda, Örgütlü, Birlikte, Yüzyüze, Temiz ve Yeşil Bir Çevrede Yaşamak İçin: ŞİDDETSİZ” adı ile bölüm açılması önerilecektir.
Bildirge
İnsan haklarına ve demokrasiye aykırı girişimler, İnsana, hayvana, doğal çevreye ve yerleşim yerlerine yapılan şiddete karşı ulusal bir bildirge hazırlanacak, imzalanacak ve kamuoyuna açıklanacaktır.
İllerdeki forumlarda hazırlanacak olan bildirge başlığı ve metin, süreçte yer alan kuruluşların Ankara’daki en yetkili organlarının ortak çalışması ve onaylardan sonra kamuoyuna açıklanacaktır.
Süreçteki kuruluşlarla birlikte, bildirgeye uygun yeni projeler veya etkinlikler düzenlenebilecektir.
Kitap ve Tanıtım Broşürü
Projenin uygulanacağı yerlerde, projenin tanıtıldığı ve etkinlik programının yer aldığı bir broşür yerel kaynaklardan yararlanarak basılabilecek, Federasyonca teknik destek sağlanacaktır.
Etkinliklerde işlenen konular, bir kitapçıkta da toplanabilecektir.
Kamu-STK İşbirliği Tutanağı
Hedeflerle ilgili olarak, öncelikle süreçte yer alan kuruluşlar arasındaki işbirliği ilkeleri belirlenecek, bu ilkelerin sürdürülebilirlik düzeyi artırılacaktır.
Şiddetsiz Bir Hafta
Süreçte yer alan kuruluşların birlikteliğinde, her yıl uygun bir ayda, “Şiddetsiz Bir Hafta” etkinlikleri (konser, tiyatro, panel, konferans, stand, örnek uygulamalar, kamu, yerel ve özel kuruluşlarda çevreye, hayvana ve insana yönelik şiddet konusunda toplantı ve etkinlikler,…….) düzenlenecek, Haftanın geleneksel hale gelmesine katkı sağlanacaktır.
Gençlik Haftası ve Diğer Günler
Proje hedeflerine yönelik etkinliklerin tümü veya bazıları, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünce 15-21 Mayıs günlerinde Ankara’da ve illerde düzenlenen “Gençlik Haftası” kapsamına alınabilecektir. Yine bazı etkinlikler, ulusal ve uluslararası belirli günlerde de uygulanabilecektir.
Girişimdeki Kuruluşlar
Ankara Üniversitesi, Atılım Üniversitesi, Çankaya Üniversitesi Gazi Üniversitesi, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi, Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı, Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, Başbakanlık Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Adalet Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Ankara Barosu Başkanlığı, Türkiye İzcilik Federasyonu, Türkiye Futbol Federasyonu, Türkiye Genç İşadamları Konfederasyonu, Türkiye Futbol Antrenörleri Derneği, Türkiye Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonu, Türkiye Faal Futbol Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği, Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı, Anadolu Doğa Grubu Eğitim ve Kültür Derneği, Ankara Girişimci ve Sanayici İşkadınları Derneği, Ankara Hitit Gençlik ve Spor Kulübü Derneği, Türkiye Tabiatını Koruma Derneği ve Türkiye Gençlik Federasyonu.


 

Türkiye Gençlik Federasyonu, Türkiye’nin 2011-2015 dönemi Çocuk Politikasına öneriler hazırladı. Çeşitli toplantılarda dile getirilen ve 2010 yılındaki çalışmalarda da savunulacak olan öneriler şöyle.
“Türkiye, örgütlü ve katılımcı demokrasi alanında, yeterli olmasa da, yasal engelleri ortadan kaldırmakta hayli yol almış bir ülkedir. Ancak, çocukların ve gençlerin yasal, demokratik ve saydam örgütlenebilmeleri ve bu örgütlenmelerin desteklenmesinde engeller bulunmaktadır. Üstelik bu bu engeller önemsenecek düzeydedir.
Yasalardan ve uygulamalardan kaynaklananların yanında toplumun içindeki engeller de hayli önemlidir. Bireylerin ve toplumun örgütlenme ile ilgili bilgi, kültür, bilinç ve ilgi düzeyi, yasalardan kaynaklananlardan daha fazla sorun, sıkıntı ve zorluk üretmektedir. Yüzyüze ve gözgöze konuşarak anlaşmak ve uzlaşmak, demokratik ortamları oluşturmanın ilk adımıdır. Demokratik ortamları oluşturmayı ancak örgütlü birey ve örgütlü toplum başarabilir.
Bu nedenle, Türkiye gibi, örgütlü birey ve örgütlü toplum düzeyinin çok yetersiz kaldığı bir ülkede, ömürlerinin çok değerli zamanlarını karşılık beklemeksizin veren gönüllü insanların işleri oldukça zordur.
Engellerin ortadan kaldırılması, aşağıdaki önerilerimizle doğrudan ilgilidir.
1.18 yaşın altındakiler, yetişkinlerle dernek kuramamaktadır. Yasalarımıza göre, 16 yaşındaki bir çocuk mahkeme kararı, 17 yaşındaki bir çocuk ise ailesinin izni ile 18 yaşın çok üstündeki bir insanla evlenebilmekte, ancak aynı yaştaki bir insanla dernek kuramamaktadır. 14-18 yaş kesimindeki çocuklar, ailelerinin izni ile ilgi duydukları her alanda, farklı yaş kesimindekilerle birlikte dernek kurabilmeli ve dernekte her türlü gönüllü göreve seçilebilmelidir.
Bu yenilik, yaşantılarının her alan ve evresini paylaştıkları diğer yaş kesimindeki insanlarla olan iletişim ve ilişkilerini sağlıklı hale getirecek, onların güvenlerini artıracak ve olgunlaştıracaktır.
Kaldı ki, Çocuk Hakları Sözleşmesi, yaş sınırından söz etmeden, başkalarıyla dernek kurabileceğini belirtmektedir. Sözleşme, sadece ulusal güvenlik, kamu güvenliği, kamu sağlığı, ahlak, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ulusal yasalarca sınırlamalar getirilebileceğini söylemektedir. Çocukların 18 yaş üstündekilerle dernek kuramaması, sınırlamaya neden gösterilen yukarıdaki tanımların hiçbirisi ile ilgisi yoktur.
Çocuk Hakları Sözleşmesinde dile getirilen; ayırım gözetmeme, yaşama ve gelişme, görüş alınması, ifade özgürlüğü, düşünce, vicdan ve din özgürlüğü, özel yaşantıyı koruma, iftira ve haksız suçlamalardan koruma gibi hakların uygulanabilmesi ve sürdürülebilmesi, kamu yönetimlerine olduğu kadar, çocukların yetişkin insanlarla gönüllü örgütlenmesine de bağlıdır.
Ne yazık ki, hemen hemen tüm bilimsel toplantılarda, çalıştaylarda, kurultaylarda ve seminerlerde, çocukların ve gençlerin, hatta tüm insanların gönüllü örgütlenme haklarına, örgütlenmenin önemine, gerekliliğine ve yararlarına hiç değinilmemekte, asıl zorunlu yöntem sanki bilerek ve korkularak gözardı edilmektedir.
Yasal, demokratik ve saydam örgütlenme bilim çevrelerinde ve toplumda gözardı edilirken, diğer taraftan, içinde siyaset, iktidar mücadelesi ve şiddetin olduğu yapılar, çocuk ve gençleri her türlü çağdışı ve uydurma olan konuların içine çekerek, bedensel ve ruhsal sağlıklarını tehlikeye atmaktadırlar.
2.Türkiye’de, diğer devletler, çocuk ve gençlik konusunda genelde Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünü muhatap almaktadır. Elbette bu doğrudur. Ancak, Genel Müdürlük, Dernekler Yasası ve ona bağlı yönetmelikler uyarınca, gençlik örgütlerini, gençlik derneği ve gençlik kulübü diye ikiye ayırmak zorunda kalmakta, gençlik derneklerine destek verememekte, sonuçta, kulüp-dernek ayırımı gençlik politikasına zarar veren bir ayırımcılığa dönüşmektedir. Bu ayırımcılık ve ayırım ortadan kaldırılmalıdır.
3.Türkiye’de, çocuklara ve gençlere yönelik dernekleri, federasyon ve konfederasyon tipindeki üst birliklerin gelir kaynakları yok denecek kadar azdır. Bu kesimlerden üye ödentilerini alabilmek olanaksızdır. Bu gerçek duruma karşın, Türkiye’de, çocuk ve gençlik dernekleri, ilgili kamu yönetimleri ile yerel yönetimlerin uygun binalarından kurumsal olarak yararlanamamakta, yasalar ve genelgeler, bu dernekleri özel kişilerin taşınmazlarını kiralamaya zorlamaktadır. Avrupa Birliği ülkelerinde olduğu gibi, çocuk ve gençlik dernekleri, ilgili kamu yönetimleri ile belediyelerin binalarını merkez olarak gösterebilmeli, oralardan yararlanabilmelidir.
4.Türkiye’de de çocuklara yönelik istismarın tüm çeşitleri mevcuttur. Bu istismar çeşitlerinin sayısal olarak da bir hayli fazla olduğunu gözlemliyoruz. Cinsel İstismar, ticari cinsel sömürü, emek sömürüsü, yoksulluk, yoksunluk, kaçırılma, satılma, dayak, öldürülme, cinayete azmettirme, cinayet suçunu üstüne alma, şiddet uygulama, erken ve zorla evlendirilme... bunlar arasında karşılaştığımız örneklerdir.
Bunların önlenmesi için, çocukların da içinde yer aldığı kamu yapıları ve gönüllü kuruluşlara gerek bulunmaktadır. Çocuklar olmadan sorunlar asla çözülemez, azaltılamaz.
Çocuklara, ilgili kamu yönetimleri, yerel yönetimler ve onların da yer aldığı gönüllü kuruluşlar işbirliğinde her türlü ayırımcılığa ve istismara karşı korunma ve koruma yöntemleri öğretilmelidir.
Çocukların yasa dışı ve çok olumsuz koşullarda çalıştırılması karşısında, meslek örgütleri, odalar ve sendikalar, çözümün parçası olmaktan kaçınmaktadır.
5.Çocuklar ve gençlerin, akranları ve farklı yaş kesimindeki insanlarla iletişim kurmalarında da büyük sorunlar yaşanmaktadır.
Öğretmen-öğrenci, anne,baba, veli-çocuk arasındaki ilişkilerde de genelde baskı ve susturma egemendir. Bu nedenle, Türkiye, gücü gücü yetene deyimi yaygınlaşmış bir ülke haline gelmiştir.Bu nedenle şiddetin her türünün açıkça yasaklanması gerekmektedir. Bu konuda somut adımlar atılmalıdır.
Konuşma ve tartışma tekniklerinin, insanlığa yakışır ortamların ana ögelerinin başında geldiğini algılayamayanlar, kimi zaman sopa, yumruk ve silahları konuşturmaktadırlar.
Bu nedenle, çocuklara ve gençlere, yüzyüze ve gözgöze iletişim kurma, konuşma, tartışma ve uzlaşma yöntemleri öğretilmelidir. Bu yöntemin etkili ve sürdürülebilir olması eğitim programlarına bağlı, ancak çocukların da içinde yer alacağı gönüllü kuruluşlarla da doğrudan ilişkilidir. Bu açıdan, örgütlenme özendirilmeli ve desteklenmelidir.
6.Uluslararası sözleşmeler ve ulusal yasalara karşın ülkemizde kız ve erkek çocuklar arasında eşitlik maalesef her ortamda uygulanamamaktadır, çağdışı yaşam biçimlerini töre diye adlandıran yörelerdeki aile meclislerince bu eşitlik, kız çocuklarının yaşama haklarına kastedecek derecede bozulmaktadır. Bu durumun sadece güvenlik ve yargı önlemleri ile sonlandırılması olanaksızdır. Bunun için eğitimin, güvenliğin, hukukun, yargının ve gönüllü örgütlenmenin güncelleştirilmesi, toplumdaki çağdışı anlayış ve uygulamalara karşı şiddetsiz mücadelenin yaygınlaştırılması gereklidir.
7.Çocuklar ve gençler, kirli ve gürültülü bir çevrede yaşamak zorunda bırakılarak hastalanmalarına ve ölümlerine neden olunmaktadır. Sigara ve uyuşturucu kullanımındaki artışlara şaşılmamalıdır. Çünkü, çocuklar ve gençler için aile, okul ve çevrede iyi örnekler değil, kötü örnekler vardır. Annenin, babanın, velinin, öğretmenin, polisin, askerin, doktorun, avukatın, gazetecinin, eczacının, işçinin, memurun, esnafın her yerde sigara içtiği, izmaritleri ve çöpleri, yeşilliklere, çiçeklere, bahçelere, parklara, spor ve oyun alanlarına, yollara, kaldırımlara, özetle her yere attığı bir ülkede çocuklar ve gençler iyi örnekleri kimlerden görebileceklerdir.
Kentlerdeki korna sesleri ve diğer gürültü çeşitleri, en çok çocukların sağlıklarını olumsuz etkilemektedir.
Havanın, suyun ve toprağın insan eliyle kirletilmesi ve gürültü kirliliği, uluslar arası sözleşmelere ve ulusal yasalara karşın, çocuklara ve tüm insanlara hastalık, yangın, sakatlık ve ölüm olarak geri dönmektedir.
Bu nedenle, İnsan Hakları ve Çocuk Hakları sözleşmeleri, daha geniş anlamda ve alanda ele alınmak durumundadır.
8.Çocuklar ve gençler, tüm uluslararası sözleşmelerdeki güvencelere karşın, bazı video, TV, gazeteler, çağdışı gelenekler ve dinsel değerleri saptıran yapı ve kişilerin de tehdidi altında bulunmaktadır.
9.Türkiye’de zorunlu eğitim 12 yıla çıkarılmalıdır.
10.Türkiye’de 18 yaşını bitiren gençler, seçme haklarını kullanmaktadırlar. 18 yaşını bitirenler seçilme hakkına da sahip olmalıdırlar. Bu, seçilme yaşının 25’den 18’e indirilmesi demektir.
11.Havanın, toprağın ve suyun kirletilmesi gerçekleri de artık şiddet kapsamında yorumlanmalıdır. İnsana, hayvana ve çevreye yapılan şiddet bir bütün olarak ele alınmalıdır.
Türkiye, şiddettin tanımı, koruma ve korunma yöntemlerini örgün ve yaygın eğitim programlarına ders olarak konması aşamasına çoktan gelmiştir. Bu ders, halkla ilişkiler, örgütlenme ve katılma, insan hakları ve çocuk hakları konuları ile zenginleştirilmelidir. Bu yöntemde, ana okullarının da kapsama alınması gerektiği görüşündeyiz.
12.Önce Birleşmiş Milletler Örgütünde, daha sonra da Türkiye’de azınlık tanımı yeniden tartışılmalıdır. Günümüzde, aynı ülkenin yurttaşlarının bazılarına, farklı ve sayıca az olmaları nedeniyle azınlık denmesi insanlığa yakışmamaktadır. Eşit haklara sahip olan yurttaşların “azınlık”, bu durumdaki ailelerin veya bireylerin çocuklarının “Azınlık Çocukları” olarak tanımlanmasına son verilmelidir.
13.Çalışmalarımıza katılan çocuklar, bu görüşlerin oluşmasına büyük katkı koymuşlar ve ayrıca aşağıdaki halkla ilişkiler yöntemlerini önermişlerdir.
13.1 Şiddet konusunda, halkı bilgilendirecek ve olumlu davranış değişikliklerine katkıda bulunacak kısa filmler hazırlanarak, toplu taşım araçlarında, alt ve üst duraklarda, tren garlarında, hava alanlarında, açık veya kapalı tiyatro, müzik ve spor alanlarında, alışveriş merkezlerinde, okullarda, dershanelerde, hastanelerde, bankalarda, postanelerde, adliyelerde, kalabalık sokak ve caddelerde ve parklarda gösterilmelidir.
13.2 Sınıflarda, oluşturulacak çalışma gruplarında afiş, şiir ve yazılar hazırlanmalı, bu çıktılar, okullarda, ilçe, il ve ulusal düzeyde sergilenmelidir.
13.3 Şiddet konusunda kitapçıklar ve broşürler hazırlanarak ulusal düzeyde dağıtılmalıdır.
13.4 Okullarda öğretmenleri, aileleri, öğrencileri ve çevre halkını bilgilendiren ve davranış değişikliğini hedefleyen seminer, konferans ve açık oturumlara ağırlık verilmelidir.
12.5 Şiddet konusunda fuarlar, panayırlar ve sanatsal etkinlikler düzenlenmeli, çocukların kendilerini ifade etmelerine bu yöntemle de katkı sağlanmalıdır.
13.6 Yerel ve ulusal televizyonlarda, radyolarda, gazetelerde ve dergilerde, uzmanların, eğitim yöneticlerinin, ailelerin ve çocukların örgütlü olarak temsil edildiği programalar arttırılmalıdır.
13.7 İletişim ve işbirliği içinde olmalarını önerdiğimiz kuruluşların yerel ve ulusal düzeydeki ortaklıklarında yerel, ulusal ve uluslararası projeler üretilmeli, projelerin hazırlanması, yürütülmesi, değerlendirilmesi ve çarpan etkilerinin izlenmesinde çocuklar da yer almalıdır.
13.8 Tüm süreçlerde, kız-erkek engelli çocuklar da bulunmalıdır.
 Sonuç olarak;
a.Türkiye’de, örgütlenmenin iki temel yasası, Dernekler Kanunu ile Türk Medeni Kanunda değişiklik yapılarak, çocukların örgütlenmesi ile ilgili kısıtlamalar, çocuk ve gençlik dernekleri ile gençlik kulüpleri ikilemi ortadan kaldırılmalı, ayrıca Federal Almanya Cumhuriyeti’ndeki Çocuklara ve Gençlere Yardım Yasasına benzer bir düzenleme yapılmalıdır.
b. Ülkemizde, kamu yönetimleri, yerel yönetimler ve gönüllü kuruluşlar, çocukların, gençlerin ve zayıfların şiddetten korunması amacıyla yeniden yapılandırılmaları ve güçlendirilmeleri sağlanmalıdır.
c.Türkiye’de, kamu kurum ve kuruluşları, valilikler belediyeler, kaymakamlıklar, muhtarlıklar, üniversiteler, siyasal partiler, meslek örgütleri ve gönüllü kuruluşların içinde yer aldığı, sürdürülebilir, ilkeli, kararlı ve yasal güvenceye bağlanmış iletişim ve işbirliği yöntemlerini benimsemelidir”.
 

Türkiye Gençlik Federasyonu, 2009 yılında hizmeti geçenlere Gençlik Ödülü sunacak. Ödüllerin Nisan ayı içinnde sunulması düşünülüyor. Ödüller geleneksel hale getirilerek her yıl sunulacak.
ÖDÜL DALLARI
1-TELEVİZYON
Yerel Televizyon (Haber, Açık Oturum, Belgesel, ....)
Ulusal Televizyon (Haber, Açık Oturum, Belgesel,..... )
2-GAZETE-DERGİ
Yerel Gazete ve Dergi (Haber, Yazı, Söyleşi, Fotoğraf)
Ulusal Gazete ve Dergi (Haber, Yazı, Söyleşi, Fotoğraf)
3-HİZMET ÖDÜLÜ
4-DEMOKRASİ ÖDÜLÜ
5-ÇEVRE ÖDÜLÜ
6-ŞİDDETSİZ ÖDÜLÜ
7-BİLİM ÖDÜLÜ
8-SANAT ÖDÜLÜ
9-SPOR ÖDÜLÜ
SÜRECİN TAKVİMİ
Başvurular, 1-15 Mart 2010 tarihleri arasında, Türkiye Gençlik Federasyonu, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Sitesi, Ankara Gençlik Merkezi, Ulus-Ankara adresine elden, posta veya kargo ile yapılabilecek.
Bundan sonraki süreç şöyle işleyecek.
20 Mart-01 Nisan 2010- Başvurularıın ve önerilerin Kurulda değerlendirilmesi
02-05 Nisan 2010-Sonuçların açıklanması
Nisan 2010-Ödüllerin Ankara’da törenle sunulması.
İLKELER
*Herkes bireysel veya kurumsal olarak başvuruda bulunabilecek ve öneri yapabilecek.
*Yapıtlar veya belgeler 01 Ocak-31Aralık 2009 tarihleri arasında olacak.
*Yazı, haber ve fotoğrafların yayınlandığı gazete veya dergilerin asılları gönderilecek. Asıllar yoksa, yetkili makamın kaşeli ve imzalı onayı da geçerli sayılacak. Bu onayda yayın organı ismi, tarihi, sayfası, onay verenin adı ve görevi yer alacak.
*Diğer dallardaki önerilerde de belgelendirme başvurana veya önerene bağlı olacak.
*Her dalda kaç kişiye ödül verileceğini Kurul belirleyecek.
*Ulusal veya uluslararası her düzeyden ve her meslekten gönüllü kişilere veya kuruluşlara ödül verilebilecek.
*Puanlama 100 üzerinden yapılacak.
*En yüksek puan ile en düşük puan değerlendirmeye alınmayacak
 


Türkiye Gençlik Federasyonu’nun,
“Yeni AB Sratejisi ve Üyelik Müzakere Sürecimiz”
Konulu Toplantı ile İlgili Görüşleri

“TÜRKİYE’DEKİ ŞİDDET ÇEŞİTLERİNİN,
AVRUPA BİRLİĞİNE GİRİŞ SÜRECİ İÇİN
ÇOK BÜYÜK ENGEL OLDUĞUNU GÖRMELİYİZ”

Farklı Görüş, İnanç ve Kültürdeki İnsanlara Yapılan Şiddet Türleri,
Töre Cinayetleri, Çocuk Kaçırma ve Yaşadığımız Alanların Kirletilmesi,
Türkiye Aleyhine Kamuoyu Oluşturulmasını Etkiliyor


Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’ın girişimi ve önderliğinde, Başbakanlık Avrupa Birliği Genel Sekreterliği’nce düzenlenen “Yeni AB Stratejisi ve Üyelik Müzakere Sürecimiz” konulu, sivil toplumla (hükümetdışı örgütler) diyalog (iletişim) toplantılarının üçüncüsü, 13 Şubat 2010 Cumartesi günü, İstanbul’da, Grand Cevahir Hotel ve Kongre Merkezi’nde yapıldı.
Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, İstanbul Valisi Muammer Güler ve Avrupalı bazı konukların da katıldığı toplantıyı, Başbakanlık Avrupa Birliği Genel Sekreteri, Büyükelçi Volkan Bozkır yönetti.
600’yekın hükümetdışı kuruluşun yaklaşık 1200 kişi ile temsil edildiği toplantıda 58 kişi konuştu.
Türkiye Gençlik Federasyonu adına, Federasyon Genel Kurul delegelerinden, İstanbul Gençlik Birliği Derneği Başkan Yardımcısı, Sabancı Üniversitesi öğrencisi Deniz Can Sümer söz aldı. Sümer, Federasyonun görüşlerini yazılı olarak sunduğunu, bu etkinliklere gençlerin ve gençlik örgütlerinin daha fazla ilgi göstermesi gerektiğini, bundan sonraki toplantının 3 günlük çalıştay şeklinde düzenlenmesini önerdiklerini dile getirdi.
Federasyon toplantıda, Genel Başkan Rıza Sümer ve Genel Kurul delegelerinden Av. Gonca Türkeeş, İstanbul Gençlik Birliği Derneği’ni de Deniz Can Sümer ile Karadeniz halk müziği sanatçılarından Ferda Sümer temsil etti.
Federasyon’un Görüşleri
Türkiye Gençlik Federasyonu, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’a önerilerini Genel Başkan Rıza Sümer ve Yönetim Kurulu üyesi Gökhan Taşer’in imzaları ile yazılı olarak sundu.
Yazıda, sürecin her aşamasına ve her kuruluna gençlik örgütlerinin katılması için çaba gösterilmesi, gençlerin, gençlik derneklerinin kendi aralarında, öğrenci gençliğin de Türkiye Ulusal Öğrenci Konseyi ve Üniversite öğrenci konseylerince belirlenmesi, yerel ve ulusal düzeyde e-posta iletişim ağları kurulması önerilerine yer verildi. Yazıda ayrıca, farklı inanç, görüş ve kültürdeki insanlara, hayvanlara ve çevreye karşı yapılan şiddet türlerinin, faili meçhul veya tam aydınlatılmamış cinayetlerin, töre cinayetlerinin, çocuk kaçırma olaylarının ve insanların yaşadıkları alanları elleriyle aşırı ölçüde kirletmelerinin, Avrupa ve dünyada Türkiye aleyhine kamuoyu oluşturduğu, bunun da Avrupa Birliğine giriş sürecine çok olumsuz etkiler yaptığı dile getirildi.
Federasyonun yazılı görüşleri aynen şöyle.
“Öncelikle Devlet Bakanımız ve Başmüzakereci Sayın Egemen Bağış’ın önderliğinde, Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin, Avrupa Birliğine ve Türkiye’ye yönelik olmak üzere, birbirleriyle sıkı bağlantılı ve iki boyutlu bir iletişim stratejisini hazırlamasını ve bunu hükümetdışı kuruluşların görüşlerine sunmasını, sürecin çok olumlu parçası olarak sayıyoruz. Çok iyi niyete ve kararlılığa dayalı bir metinle buluştuğumuzu düşünüyoruz.
Türkiye Gençlik Federasyonu da, aynı şekilde, çok iyi niyet ve kararlılıkla önerilerini sunmaktadır.
A-Yeni AB İletişim Stratejisi İçin Önerilerimiz
1-TBMM’de, grubu bulunan siyasal partilerin, üniversitelerin, öğrencilerin, gençlerin ve gönüllü kuruluşların ulusal düzeydeki üst birliklerinin temsil edileceği, Başbakanlık AB Genel Sekreterliğinin de doğal olarak yer alacağı bir kurul oluşturulmalıdır.
2-İvedilikle, Genel Sekreterliğin yürütücülüğünde, hükümetdışı kuruluşların ve ilgili kamu yönetimlerinin yer alacağı bir e-posta iletişim ağı kurulmalıdır. Bu iletişim ağı, her ilde, merkezden köylere kadar yerel düzeyde ve ulusal düzeyde olmak üzere iki boyutlu düşünülmelidir.
3-Bu kuruluşlar, ülkemizin ve Avrupa Birliğinin özel günleri ile ilgili tüm etkinliklere ortak olarak çağırılmalıdır.
4-STK kavramı, ne yazık ki Türkiye’de farklı farklı algılanmaktadır. İletişim Stratejisi metninde açık veya başharflerle ifade edilen kuruluşların bazıları STK değil, hükümetdışı, özel yasa ile kurulan meslek örgütleridir. Örneğin TOBB bir STK değil, zorunlu bir üst birliktir.
Biz, metinlerde, hükümet dışı kuruluşların bazılarının ismine yer verilmesini, diğerleri için genellemede bulunulmasını, hiçbir zaman bilinçli yapılmış bir yanlışlık olarak yorumlamıyoruz. Yine örneğin, birçok güçlü dernek ve işveren kuruluşlarının odaları varken, sadece TÜSİAD’ın isminin yazılmasını da bu anlamda doğru bulmuyoruz.


Önerimiz, Avrupa Birliği süreci ile ilgili katkı koyabilecek hükümetdışı kuruluşlar (baro, sendika, oda, vakıf, dernek ve federasyon, konfederasyon şeklindeki üst birlikleri) ifadesinin daha yakışacağı şeklindedir.
Ancak, katılan ve katkı koyan kuruluşların açık isimlerinin, sonuç metinlerinde yer alması daha doğru olacaktır.
5-ABİS Danışma ve Yönlendirme Kurulu ile AB İzleme ve Değerlendirme Kurulunda, üniversite öğrencileri ve gençlikle ilgili gönüllü kuruluşlar da en azından bir kadın ve bir erkek üye tarafından temsil edilmelidir. Federasyonumuz, gençlik tüzel kişilikleri temsilcilerinin, gençlik örgütlerince birlikte ve belirli dönemlerde, sıra ile görev yapacak şekilde belirlenmesi konusunda katkı koymaya hazırdır.
İki kuruldaki üniversite öğrencileri ise, tüm üniversite öğrenci konseylerinin bilgi ve önerileri ışığında, Türkiye Ulusal Öğrenci Konseyince belirlenmelidir.
Bu önerilerimiz, gençlik örgütleri ile üniversite öğrenci konseylerinin iletişim ve işbirliği içinde olmalarına çok olumlu katkılar yapacaktır. Bu ayrıca, onların daha çok hareketlenmelerine, gelişmelerine ve iç dinamiklerini sağlamlaştırmalarına da yarayacaktır.
6-Kültürel ve doğal zenginliklerimizle Avrupalıların daha fazla buluşturulması ve Avrupa Birliğine giriş sürecine daha fazla katkı sağlanması amacını taşıyacak 5 ve 10 yıllık turizm politikaları oluşturulmalıdır.
7-AB’ye yönelik iletişim yöntemlerinde Türkiye’nin iyi tanıtılması, katkılarının anlatılması ve uyumda zorluk çekilmeyeceğinin kanıtlanması önemlidir. Türkiye’nin, farklı kültürlerin barış içinde yaşadığı bir model ülke, kültürler arası bir köprü olması yorumuna katılıyoruz. Ancak, toplumu sarsan, farklı görüş ve inançtaki tanınmış kişilere, zaman zaman turistlere yapılan saldırılar, şiddet türleri ve işlenen cinayetleri anımsayalım. Bunlara her gün tanık olduğumuz trafik şiddetini, cinayet çeşitlerini, çocukların ve kadınların uğradığı saldırıları, son zamanlarda artan çocuk kaçırma ve öldürme eylemlerini, aile büyüklerinin kendi evlatlarını vahşice katledişlerini, töre cinayetlerini, inanca dayalı değerlerin vahşete alet edilmesini, acı da olsa eklemeliyiz. Türkiye’de yaptıranı ve yapanı bilinmeyen binlerce cinayet dosyası beklemektedir. Yargı süreci tamamlananlar konusunda ise kamusal vicdan huzurlu değildir.
Ülkemizdeki töre cinayetlerinin, farklı inanç ve görüşteki insanlara karşı uygulanan ölümcül şiddet türlerinin, Avrupa Birliği ve üye ülkelerin kamuoylarınca özenle ve endişe ile izlenmekte olduğu bilinmelidir.
İnsana yapılan bu şiddet çeşitleri yanında, halkın önemli bir bölümünün ve yetkili kuruluşların duyarsızlığı nedeniyle turistik alanların, kırsal bölgelerin ve kentlerin kirletilmesi, sokakta veya doğada yaşayan hayvanların katledilmesi de şiddet türlerinin başında gelmektedir.
Yurttaşların ve TBMM’ce yetkilendirilmiş kamu yönetimleri ve yerel yönetimlerin duyarsızlığı nedeniyle, çevreye ve sigara yasağına ilişkin yasal düzenlemeler halkımız tarafından inanılmaz düzeyde çiğnenmektedir.Yasal ilkeleri çiğneyenler arasında öğretmenler, doktorlar ve esnaflar başta olmak üzere, her alandaki kamu görevlileri, işçiler ve gençler de bulunmaktadır.
Belki çoğumuz farkında değiliz, ancak tüm yasal düzenlemelere ve gelişmelere karşın, insana ve hayvana yönelik şiddet türleri, yurttaşların elleriyle suyu, havayı, toprağı, köyleri, kasabaları ve kentleri kirletmeleri, Avrupa Birliğine giriş ve uyum sürecini olumsuz etkilemektedir.
Bu yaşananlar, Türkiye’nin Avrupa Birliğine girişi için uluslararası alandan beklenen destekleri engellemektedir. Türkiye’nin aleyhine oluşan tepkilerin nedenleri arasında, bir şiddet örgütü ile uzun yıllardır verilen silahlı mücadelenin de etkisi elbetteki çoktur. Türkiye’nin Avrupa Birliğine girişine karşı oluşan tepkileri, tümüyle siyasal nedenlere dayandırmak yanıltıcıdır. Türkiye’de, aynı veya farklı kültür, görüş ve inançtaki insanlara, hayvanlara ve çevreye karşı önemsenmesi, hatta korkulması gereken düzeydeki şiddet türleri, Avrupa’dan yükselen olumsuz tepkilerin ilk nedenleri arasındadır
Çevrenin insan eliyle kirletilmesi suretiyle insanın temiz ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının tehdit edildiği, hayvana ve insana şiddetin her türlüsünün uygulandığı, böylece ulusal yasaların ve uluslararası sözleşmelerin çiğnendiği bir toplumla Avrupa halklarının birlikte yaşamak istemeyeceğini, istemediğini görmezlikten, duymazlıktan gelmeye boşuna çalışılmamalıdır. Bahçesini, parkını, dağlarını, ormanlarını, derelerini, ırmaklarını, göllerini, denizlerini, boğazlarını, adalarını, çocuk oyun alanlarını, spor alanlarını, sokağını, caddesini, kaldırımlarını, duraklarını, evinin ve işyerinin bahçesini ve önünü acımasızca kirletenlerle temizleyenleri birlikte yanyana getirmek ve yaşatmak çok kolay değildir.
Ülkemizdeki şiddet türleri ve yaygınlığı, ulusal birliğimizi de tehdit etmektedir. Yurttaşlar arasında her an bir şiddetle karşılaşmak korkusu önemsenecek düzeydedir. Bunları yok saymanın ve gözardı etmenin yararının olmadığını bilmeli, çözüm üretmeyi engelleyen zararlarının bulunduğunu kabul etmeliyiz.
Elbette şiddetin ortadan kaldırılması Başbakanlık Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin görevi değildir. Ancak, Genel Sekreterlik yukarıda dile getirdiğimiz şiddet türlerinin uluslararası alanlardaki yankılarının ve yorumlarının Türkiye kamuoyuna, tam olarak taşınmasına katkı koymalıdır.
Genel Sekreterlik ayrıca, insana, hayvana ve çevreye yönelik şiddetle ilgili olarak, her alandaki ve düzeydeki eğitim-öğretim ders programlarının güncellenmesini siyasal ve bürokratik makamlardan ısrarla istemelidir. Geçmişteki olayları kaynak göstererek, eğitim-öğretimle ilgili yazılı ve görsel araçlara konan, başka uluslara veya ülkelere karşı, düşmanca düşünce ve duyguları belirten ifadeler çıkarılmalıdır.
Türkiye, bu çağdaş düzenlemeleri, tüm eğitim-öğretim kurumlarında uygulamaya koyarak, kamu yönetimleri-hükümetdışı kuruluşlar ve halkın işbirliğindeki ulusal çabalarla, farklılıkların doğal birer zenginlik olduğunu özümseyen kuşakların yetişmesini sağlamalıdır.
Bu salt Avrupa Birliğine katılabilmek için değil, ulusal birliğimiz, güvenliğimiz ve kalkınmış bir ülke olabilmemiz için ilk zorunluluktur.
Bu zorunluluğun, şiddetin her türlüsünden uzak kalınarak yerine getirilebilmesinde Genel Sekreterliğin yapabilecekleri vardır.
8-Hedef kitle arasında bulunan karma gençlik parlamentolarındaki gençlik temsilcilerinin belirlenmesinde hiçbir tüzel kişilik veya topluluğa ayrıcalık tanınmamalıdır. Bu temsilcileri, gençlik tüzel kişilikleri birlikte belirlemelidir.
Aynı şekilde üniversite öğrencilerinin belirlenmesinde, Türkiye Ulusal Öğrenci Konseyine, üniversitelerdeki öğrenci konseyleri ile birlikte hareket etmek koşulu ile görev verilmelidir.
9-Dinlerarası ilişkilerin geliştirilmesi çok kolay bir hedef değildir. Bu konuda, devletlerin süreçte yer almasına gerek yoktur. Türkiye ve Avrupa’da, inançlarla ilgili gönüllü tüzel kişilikler bulunmaktadır. En doğru olanı, bu kuruluşlar arasında, metinde yer alan “muhatapları ile işbirliği” ilkesine uygun olarak iletişim ve ortaklıklar kurulması, inanç ve ibadet özgürlüğünün güvence altına alınması, farklı inançlara şiddet uygulanmasının önüne geçilmesi için çaba gösterilmesidir. Türkiye’de, eğitim, ikna ve örgütsel işbirliği yöntemleriyle inanca dayalı değerlerin şiddete ve vahşete gerekçe sayılması engellenmelidir.
10-Hedef kitle olarak belirlenen sporcu kesiminde, engelliler dahil, ulusal ve etkili dernekler, illerde amatör spor kulüpleri federasyonları, Türkiye Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonu ve spor dalı federasyonları bulunmaktadır. Bu örgütler de, gönüllü kuruluşlar (STK) olarak sürece çağırılmalıdır. Avrupa Birliği üyesi ve üye adayı ülkelerle bireysel ve takım sporları ile herkes için spor alanında büyük etkinlikler düzenlenmelidir.
11-Araçlar/etkinlikler bölümünde dile getirilen imaj araştırması ile çözümün sadece iletişimcilerden beklenemeyeceği bilinmelidir. Ayrıca, iyileştirme basit bir süreç değildir. Bu nedenle, iyileştirilmesi gereken alanlarda, ilgili yapılar arasında eşgüdüm kurulmalı, harekete geçmek konusunda da çok etkin olunmalıdır.
12-Veri toplama ve veri tabanı oluşturma çalışmalarında, istatistiksel verilerin sağlıklı olarak toplanmasına ve tasniflenmesine önem verilmelidir. Avrupa Birliği üyesi ülkelerdeki olumlu veya olumsuz yaklaşımların tüm yönleriyle belirlenmesi ve halkımızla paylaşılması için özel bir raporlama yöntemi uygulanmalıdır.
13-Halkımız, gözleriyle görmediği ve tam güvenmediği konulara kuşku ile bakmaktadır. Halkımıza Avrupa Birliğinin çok somut olarak ve sabırla anlatılması zorunludur. Türkiye’ye yönelik iletişim yönteminde, yurttaşları bilgilendirmek, desteklerini almak, başka ülkelere karşı gereksiz tepkileri ikna yöntemi ile önlemek için hükümetdışı kuruluşların tümünden yararlanılmalıdır. Bu süreçte tüm siyasal partilerden de yerel ve ulusal düzeyde katkı istenmelidir. Bu, halkla ilişkiler açısından hedefe varmayı kolaylaştıracak bir yöntemdir.
14-Medyada, örgütlü-örgütsüz çocukların, gençlerin, kadınların, engellilerin, ileri yaştakilerin ve uzmanların katılacağı söyleşiler, açık oturumlar ve festivaller düzenlenmesi, belgesel filmler yayınlanması, yurttaşların bakış açılarını olumlu etkileyecektir.
15-Avrupa Birliğine üye veya aday olan ülkelerle paylaşım siteleri oluşturulmalıdır.
16-Avrupa Birliği yönetimi ile bazı üye ülkelerinin ürettiği, üretilmesine katkı verdiği, ortak olduğu işgaller, savaşlar, şiddet türleri ve her çeşit yanlışlık, halkımızın da katılımı ile tartışılmalı, çıktıları, şiddete şiddetle karşılık vermeyen yöntemlerle AB ve ilgili ülkelerle paylaşılmalıdır.
17-Süreçte yer alan dernek, federasyon, konfederasyon ve öğrenci konseyi gibi örgütlerin güçlendirilmesi için, yerel yönetimlerin ve kamu kuruluşlarının destekleri sağlanmalıdır. Bu amaçla, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’nın da yer aldığı bir çalışma kurulu, birlikte oluşturulmalıdır. Bu kurul, 5253 sayılı Dernekler Kanunu, Maliye Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun , 5072 sayılı Dernek ve Vakıfların Kamu Kurum ve Kuruluşları ile İlişkilerine Dair Kanun, bunlara bağlı yönetmeliklerin ve genelgelerinin değiştirilmesi için öneri hazırlamalıdır.
İvedi olarak, Gençlik Derneği-Gençlik Kulübü ayırımına ve gençlik kulüplerine yardım yapılması suretiyle ayrıcalıklı davranılmasına son verilmelidir.
18-Türkiye’ye yönelik iletişim bölümünün 15. maddesinde reklam kelimesine yer verilmiştir. Reklam ile iletişim veya halkla ilişkiler çok farklı değerlerdir. Reklam, üretim ve pazarlama sürecinin, ücret karşılığı yapılan bir parçasıdır. AB sürecinde reklam değil, sıcak iletişim yöntemleri kullanılmalıdır. Bu nedenle, reklam kelimesi çıkarılmalıdır.
B-Yeni Avrupa Birliği Stratejisi İçin Önerilerimiz
1-Anayasa, görüşme, tartışma ve uzlaşma yöntemi ile değiştirilmeli, tüm toplum kesimlerinin ve ayırım gözetmeksizin hükümetdışı kuruluşların (sendika, baro, oda, vakıf, dernek, federasyon, konfederasyon ve diğer gönüllü kuruluşlar) görüşleri alınmalıdır.
2-Siyasi partiler ve seçim yasaları da, yine uzlaşma ile güncellenmeli, dokunulmazlıklar konusu çözümlenmeli, seçim barajı düşürülmeli, 18 yaşını bitirenler milletvekili adayı olabilmelidir.
3-Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ve üniversite yönetimleri birinci derece seçimle belirlenmeli, hiçbir makamın atama yapmasına gerek duyulmamalı, YÖK ve üniversite yönetimlerinde öğrenciler Öğrenci Konseyleri, memurlar, işçiler, öğretim görevlileri ve öğretim üyeleri de sendikaları kanalı ile söz ve oy hakkı taşıyarak temsil edilmelidir.
4-AB ülkelerindeki toplumsal yaşamı düzenleyen yönetim biçimleri, örneğin eğitim, çevre, şehircilik, ulaşım vb. konular ele alınarak, ülkemizdeki eksiklikler belirlenmeli, halkımızın bilgisi, ilgisi ve katkısı artırılarak ülkemize uyarlanmalıdır.
5-Avrupa Birliği üyesi ve aday üyesi ülkelerle ortaklaşa düzenlenecek kültürel etkinlikler çeşitlendirilip çoğaltılmalıdır.
6-Türkiye’de veya herhangi bir AB ülkesinde yaşanan toplumsal bir soruna ortak çözümler geliştirilerek ortak kampanyalar düzenlenmelidir.
7-Ülke turizminde ekolojik turizme (ekoturizm) gereken önem verilmelidir. Ekolojik turizmle ülkemize özgü yapıların ve doğal örtünün korunarak gelişmesi sağlanmalıdır. Böylece ulusal etkimiz ve yurt dışındaki turistlerin ülkemize olan ilgisi artacaktır.
8-Ülkemizde insan hakları daha ayrıntılı işlenmeli, bu konuda yurttaşların bilgilendirilmesine yönelik etkinlikler ve projeler artırılmalıdır.
9-Her yaştan insanımıza yönelik kişisel gelişim çalışmaları gerçekleştirilmeli, yurttaşlarımızın sahip olduğu sosyal refah düzeyi incelenmeli, bu düzey AB ülkeleri yurttaşlarının sosyal refah düzeyi ile kıyaslanarak eksiklikler giderilmelidir”. 

Merkezi Ankara olan ve Genel Başkanlığını Rıza Sümer’in yaptığı Türkiye Gençlik Federasyonu, 2009 yılında da gençlik alanında önemli adımlar attı. Bu adımların başında çocukların ve gençlerin örgütlü birlikteliğinin sağlanmasına, danışma ve karar organlarında yer almasına yönelik olanlar geliyor. Federasyon ayrıca, ilgili kamu kuruluşları ve gönüllü kuruluşlarla birlikte, insana, hayvana ve çevreye yönelik şiddetin ortadan kaldırılması için “Şiddetsiz”, işitme engelli gençlere yönelik olarak da “Katılımda Engel Yok” adı ile iki proje de hazırladı. Katılımda Engel Yok isimli Proje Sabancı Vakfı’na sunuldu.

 


 

Kısa adı Türkiye Gençlik olan Federasyonun 2009 yılında yaptığı çalışmalar şu şekilde.
1-Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi Başkanlığınca (Ulusal Ajans) 5-7 Kasım 2008 tarihlerinde düzenlenen Balkan Gençliği Kültürlerarası Diyalog Konferansında Federasyon Genel Başkan Rıza Sümer ile Genel Başkan Yardımcılarından Pınar Yaprak (İstanbul) tarafından temsil edildi. Toplantıya Balkan ülkeleri yanında, bazı Avrupa ülkelerinin gençlik örgütleri de katıldı.
Bu toplantının çarpan erkilerinden biri olarak, 2009 yılında kurulan iletişim sonucu, Balkan ve bazı Avrupa ülkelerinin katılımı ile önümüzdeki dönemde uluslararası bir gençlik projesi hazırlanması konusunda ilke kararı verildi.
3-Federasyon, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’a, 10 Mart 2009 tarihinde, “Avrupa Birliği Sürecinde Gençlik Önerileri” içerikli bir mektup sundu.
Genel Başkan Rıza Sümer ve Uluslararası İlişkilerden sorumlu Yönetim Kurulu üyesi Nurcan Kızıltepe tarafından imzalanan mektupta, Anayasa’nın gençlikle ilgili bölümünün yeniden düzenlenmesi, gençlik derneklerinin gençlik merkezlerinden yararlanması, gençlik derneği-gençlik kulübü ayrımı yapılmaması, gençliğin örgütlenmesi ile ilgili engellerin ortadan kaldırılmasına öncelik verilmesi, Gençlik Bakanlığı veya Gençlik Genel Müdürlüğü’nün kurulmaması yönündeki görüşler yer aldı.
4-Tüm üniversitelere, gençliğin birlikteliğini-örgütlenmesini özendirmeleri amacı ile yazılı olarak önerilerde bulunuldu. Üniversitelerden yeterli olmasa da olumlu geri dönüşler alındı.
5-Dünya Bankasının “Yaratıcı Fikirler“ adı ile açtığı proje yarışmasına “Şiddetsiz Projesi sunuldu. Proje ilk 80 arasına girmeyi başardı, ancak ilk 20 proje içinde yer alamayarak hibeye değer görülmedi.
6-Aynı proje, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonuna da sunuldu, ancak hibeye değer görülen projeler arasına giremedi.
7-Federasyon, ilk kez “Youth Can” Projesi kapsamında yer alan “Uluslararası Gençlik Kültür Eylem Ağı Derneği” adını taşıyan bir derneğe üye oldu.
8-Federasyon, 2009 yılının sonlarına doğru üniversiteleri, gönüllü gençlik örgütlerini ve siyasal partilerin gençlik kollarını bir araya getirmeyi planladı. Bu konu, Yönetim Kurulu toplantılarınnda kesinleştirilecek ve 2010 yılının başlarında Ankara’da uygulanacak.
9-Haziran ayında, tüm valiliklere, il belediye başkanlıkları ile büyük ilçelerin belediye başkanlıklarına, çevrenin temiz tutulması, korunması ve yeşillendirilmesine yönelik olarak, yapılanları daha da yoğunlaştıracak, yaygınlaştıracak ve etkilerini artıracak öneriler yazılı olarak gönderildi.
10-Anayasa değişikliği için, gençlerin görüşleri, TBMM Ortak Çalışma Grubuna sunuldu.
11-Federasyonca, 2009 yılından başlayarak, her yıl düzenli olarak, gençliğe katkıda bulunan kişi ve kuruluşlara, törenle “Gençlik Ödülü” sunulacak. Ödül verilmesi ile ilgili ilk düzenleme, 2010 yılı Mayıs ayında, Gençlik Haftasında yapılacak.
12-Türkiye Gençlik Federasyonu, “Şiddetsiz” adı ile bir proje hazırladı. Kampanya nitelikli Projenin amacı “Çocuk ve gençlerin yürüteceği bir süreçte, Türkiye’deki tüm hükümet dışı, gönüllü, kamu, yerel ve meslek örgütlerinin, üniversite öğrenci konseyleri ve topluluklarının, siyasal partilerin ve halkın bilgi, ilgi ve duyarlılığını artırmak, bu kesimler arasında iletişim ve işbirliğini geliştirmek, yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası yeni etkinlikler ve projeler için çocuk ve gençleri özendirmek, hayvana, doğaya ve insana karşı yapılan şiddete şiddetsiz yöntemlerle karşı çıkmak, aynı yöntemlerle karşı çıkılacak bir süreci yönetecek ve toplumu olumlu etkileyecek gençleri yetiştirmek” olarak belirlendi.

 


Böylece; insana, hayvana ve çevreye yönelik her çeşit şiddeti ortadan kaldırmak için gösterilen çabalara yeni anlayışlar ve güçler katarak, Türkiye ve Dünya’da şiddeti azaltmak ve olabildiğince hızlı bir şekilde ortadan kaldırmak. Proje 2009 yılının ortalarında daha geliştirildi ve “İnsan Haklarına Uygun, Demokratik Ortamlarda, Örgütlü, Farklılıklarla Birlikte, Yüzyüze ve Temiz Bir Çevrede Yaşamak İçin: ŞİDDETSİZ…” adını aldı.
Proje ile ilgili çalışmalar sürdürülüyor. Projenin 2010 yılında değişik illerde uygulanmasına başlanacak.
13-Türkiye Gençlik Federasyonu, Gençlik ve Spor İşlerinden sorumlu Devlet Bakanı Faruk Özak’ın önderliğinde, 14-16 Ağustos 2009 tarihlerinde, Kocaeli’nin Gebze ilçesinde, TÜBİTAK TÜSSİDE tesislerinde düzenlenen “Gençliğin Kişisel ve Sosyal Gelişimi Strateji Belgesi, Ortak Akıl Platformu” toplantısında Genel Başkan Rıza Sümer tarafından temsil edildi. Federasyon, gençliğin örgütlenmesi, danışma, karar ve yürütme süreçlerine katılması, gençlik dernekleriyle kamu yönetimleri arasındaki ilişkiler, sorunlar ve çözüm önerileri konusundaki görüşlerini toplantıya taşıdı. Toplantıyı, TÜSSİDE Müdürü Necmettin Oktay, danışmanı Uğur Değirmencioğlu ile araştırmacılar İlkan Sarıgöl ve Ayşe Üstünoldu Kandemir yürüttüler.
87 kişinin katıldığı toplantıda değişik konulardaki atölyeler ve daha sonra ortak toplantıda üretilen görüşler, bir rapor halinde TÜSSİDE tarafından Devlet Bakanlığına sunuldu.
14-Federasyon, 01 Eylül 2009 tarihinde, Gençlik ve Spor İşlerinden sorumlu Devlet Bakanı Faruk Özak’a, gençlik derneklerinin içinde bulunduğu zorlukları anlatan bir mektup sundu. Mektupta, gençlik kulüpleri-gençlik dernekleri ayırımı yapılmaması, gençlik tüzel kişiliklerinin (dernek ve üst birlikleri) gençlik merkezlerinden yararlanması önerildi.
15-25-27 Eylül 2009 tarihlerinde Sivil Toplum Destekleme Merkezi Derneği’nce İstanbul’da düzenlenen “Sivil Sesler Festivaline” Federasyonumuz da iki kişi ile temsil edildi. Federasyon festivalde şiddet ve çevre ile ilgili fotoğraf sergisi ve stand açtı. Genel Başkan Rıza Sümer ile Derya Korkmaz (Adana) panel ve söyleşilerde görüşlerini dile getirdiler ve öneriler yaptılar.
16-25 Ekim 2009 tarihinde Kayseri’de, Kayseri İzcilik, Gençlik ve Spor Derneği’nin kolaylaştırıcılığında “Geleceğimiz Çocuklar” paneli düzenlendi. Panele, Federasyon Genel Başkan Yardımcılarından Av. Şahin Antakyalıoğlu konuşmacı olarak katıldı.
17-Sivil Toplumu Geliştirme Merkezi Derneği’nin, örgütlenme özgürlüğü ile ilgili açtığı kamyanyaya destek verildi.
18-Hasankeyf’in sular altında kalmaması için yapılan girişimlere katkı konuldu, ilgili Bakanlık ve gönüllü kuruluşların bir araya gelip yüzyüze görüşmelerine çalışıldı. Bu konudaki çabalar sürdürülüyor.
19-Federasyon, 10-11 Ekim 2009 tarihlerinde, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü Ankara Gençlik Merkezi ile birlikte ve Ankara Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu’nun desteğinde, “Gençlik Çalışmaları, Proje Döngüsü Yönetimi ve Hibe Kaynakları Eğitimi” semineri düzenledi. Seminerde, Volkan Doğan ve Musa Çopur, gönüllü olarak eğitmenlik yaptılar. Katılımcılara birer belge verildi.

 


20-Bolu’da, 9-12 Kasım 2009 tarihlerinde, Gençlik Servisleri Merkezince, LSU-İsveç Gençlik
Organizasyonları Konseyi ile birlikte düzenlenen “Lobicilik ve Savunuculuk Eğitimi” seminerine,
Federasyon adına Hatay-Yayladağı Gençlik Derneği delegesi Neşe Çiftçi katıldı.
21-Federasyon, Sabancı Vakfına “Katılımda Engel Yok” isimli bir proje sundu. Türkiye Gençlik Birliği Derneği (TGBDER) üyelerinden ve Ankara barosu avukatlarından Dilek Kumcu’nun hazırladığı projenin yazılmasına, TGBDER Genel Başkanı Elif Serbest ile Federasyon Genel Başkanı Rıza Sümer’de destek verdiler. Projenin ilk aşamadaki hedefi, Ankara’da proje eğitimcilerinin işaret dilini öğrenmeleri olarak belirlendi. İşaret dilini öğrenecek olan bu eğitimciler daha sonra 12 ilde, işitme engelli gençlere; proje hazırlayabilme ve yönetebilme eğitimi verecekler. Son aşamada ise, eğitim almış işitme engelliler arasından belirlenecek olanlara eğitimci eğitimi verilecek. Yetiştirilecek olan işitme engelli eğitimciler, gelecek dönemlerde diğer işitme engellilere aynı eğitimi sunacaklar.
22-Federasyon, katılımcısı olduğu “Çocukların Ticari Cinsel Sömürüsü ile Mücadele Ağı”nın 19 Kasım 2009’da, Hacettepe Üniversitesi Halk Sağlığı Enstitüsü ile birlikte, Çocuk İhmali ve İstismarını Önleme Günü kapsamında düzenlediği “Çocuğun Cinsel Sömürüsü” konulu panele katkı koydu. Panelde, Prof. Dr. Bahar Gökler "Cinsel Şiddet ve Çocukta Etkileri", Prof. Dr. Filiz Kardam "Ensesti Anlamak", İçişleri Bakanlığı’ndan İbrahim Sarı ve Ankara Emniyet Müdürlüğü’nden Mustafa Koçak "Bilişim Suçları" ve Federasyon Genel Başkan yardımcılarından, Ankara Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Av. Şahin Antakyalıoğlu "Ticari Cinsel Sömürü" konusunu işledi.
23-Federasyon, 2 Aralık 2009 Çarşamba Günü UNICEF’I ziyaret ziyaret etti. Ziyarette UNICEF Türkiye Temsilcisi Reza Hosaini, Temsilci Yardımcısı Regina De Dominicis ve Nilgün Çavuşoğlu’na çocuk çalışmaları konusunda yapmak istediklerini anlattılar ve işbirliği önerdiler. Ziyarete, Rıza Sümer, Yeliz Pala, Neşe Çiftçi ve lise öğrencileri Ayda Bal ve Ece Çelik katıldılar.
24-Federasyon Genel Başkanı Rıza Sümer ile Yeliz Pala, T.C. Hükümeti-UNICEF Türkiye Temsilciliğinin işbirliğinde, 9-11 Aralık 2009 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen “Türkiye’nin 2011-2015 Yılları Çocuk Politikası Hazırlık Toplantısına” katılarak çocuklara yönelik görüş ve önerilerde bulundular.